Yeni Dönemin Trendi: Real-Time Marketing

Malum, geçen hafta 48. Super Bowl vardı. Milyonlarca izleyicinin ekran başında olması dolayısıyla reklam verme açısından hayli önemli bir organizasyon bu. Fakat, geçen yılki Super Bowl’dan beri reklamlar artık başka bir yöne evrilmeye başladı: Real-time marketing. Peki nedir bu real-time marketing trendi? (Also in English)

Super Bowl = Amerikalılar’ın büyük organizasyonu, bütün yıl konuştukları spor olayı falan filan. Bana Amerikan kültüründe zorla pompalanan birçok şey gibi fazlasıyla yapay geliyor bu da. Belki gözüm alışık olmadığı için, kim bilir. Aynı şeyi bir UEFA Avrupa Şampiyonası izlerken de söylüyor musun derseniz, enteresan bir şekilde hayır derim. Neyse, milyonlarca izleyici ekran başında olduğundan, özellikle markalar için reklam verme açısından bayağı önemli bir zaman dilimi Super Bowl ve markalar da bunun hakkını verip, her yıl birbirinden yaratıcı ya da spekülatif reklamlarla sahneye çıkıyorlar.

Ben de bu reklamların başka bir noktasına değinmek istiyorum. Geçen yılki Super Bowl’dan beri bir hayalet dolaşıyor aramızda (Marx’ın kemiklerini de sızlattık, oh çok güzel!). Nedir o hayalet? Real-time marketing. Ya da bir diğer deyişle newsjacking. Geçen yıl Super Bowl’un ortasında elektrikler gidince Oreo’nun sosyal medya ekibi 360i bir risk aldı ve ta-daa, bombayı patlattılar. İşte o tweet:

 

Ağzının yolunu karanlıkta da bulabilirsin heralde?

Ağzının yolunu karanlıkta da bulabilirsin heralde? / You’ll be able to find your mouth in the dark I suppose?

 

Real-time marketing ya da newsjacking o günden beri bolca konuşuldu; ilk başta “Oooo genius!” dediler, sonra bir sürü marka aynı şeyi yapmaya çalıştı, birçoğu başaramadı; bu sefer de “Amaan öyle de olmaz ki, hem zaten plansız, böyle olmaz bu işler…” diyen tipler çıkmaya başladı. Teknoloji ve sosyal medya bloggerları arasında tartışma geçen hafta hala devam ediyordu.

Bu da Audi’nin Mercedes’e laf sokma keyfi, adamlar yakalamış. /This is Audi jibing rival Mercedes, they certainly got the vibe.

Bu zamana kadar sosyal medya ajansları genel olarak, dakikasına kadar aylık olarak hesaplanmış, sürprize yer bırakmayan, markaların malesef pek de açık fikirli olmayan ve malesef interneti ve internet kullanıcısı toplulukları pek fazla anlayamayan yöneticilerinin “Yav bir sosyal medya varmış, biz de girelim” mantığıyla yaklaşıp, sanki üretim bandından çıkacakmış gibi talep ettiği tweet ve paylaşımları ürettiler. Yaratıcılığa izin veren ve sanatçıyı-reklamcıyı özgür bırakan çalışmaların başarısı ortadayken yine de buna cesaret edemeyen markalara diyecek bir şey bulamamakla birlikte, yıl olmuş 2014, internetin her köşesinden akla hayale gelmeyecek yaratıcılık örnekleri fışkırırken hala 100 yıl öncesinin tekniklerini savunmak ayrı bir akıl tutulması bence. Kullanıcılar artık samimiyet, zeka pırıltısı ve spontanelik arıyor ve bunların sahtelerini de çok rahat algılayabiliyor.

Bunlar da bu yılın zekilerinden seçmeler :)

Bunlar da bu yılın zekilerinden seçmeler :)

 

Elbette bu demek değil ki Oreo o meşhur tweeti o anda kafasına esmiş de atmış. Bilakis, o akşam 15 kişilik bir ekip hazır ve de nazır beklemekteymiş, her ne olursa anlık tepki verebilmek için. Kişisel ve çok naçizane tecrübeme dayanarak şunu söyleyebilirim ki real-time marketing, özellikle de her şeyin anlık geliştiği ve haberin odada sıkılan parfüm gibi anında her yere yayıldığı Twitter üzerinden yapması kolay bir şey değil ancak frekansı tutturuldu mu, tamamdır artık. Markaların veyahut diğer profillerin sosyal medyada var olabilmesi, hitap ettikleri toplulukları, community’leri iyi analiz edebilmelerinden ve o kitleyle iletişim kurabilmelerinden geçiyor. Bundan sonraki dönemde, en açık düşünenin, en risk almaktan korkmayanın (tabi ki mantıklı ve zekice riskler almaktan bahsediyorum) öne çıkacağını söylemek için dahi olmaya gerek yok. Trolleme bile yapmayı deneyen markalar var ve başarısız olduklarını söyleyemeyiz.

 

Yani şimdi o şapkaya laf atmamak da olmazmış hani...

Yani şimdi o şapkaya laf atmamak da olmazmış hani… / That hat though…

 

Bu yöntemin en çok ses getiren ve bayağı güzel örneklerinden biri de bu yılki Grammy Ödülleri’nde yaşandı. Arby’s, logosundaki şapkaya benzer bir şapka takan Pharrel Williams‘a Twitter’dan laf attı ve olaylar olaylar :)

Son olarak, bu yılın bir diğer kazananı da Super Bowl sırasında attığı aşağıdaki tweet ile Hillary Clinton oldu bence. Both thumbs up ;)

 

Yeni çağın dinamizmini takip edemeyen eski düşünce yapıları yavaş yavaş piyasadan silindikçe buralar daha güzel olacak, bu kesin :)

Öperim,

Merve

~~~

As you know, 48th Super Bowl was held last week. The big organization of Americans, the sports event they talk about whole year etc. This seems too artifical to me like many things that are forcefully pumped in the American culture. Maybe it’s because I’m not accustomed to it, who knows. If you ask me whether I feel the same thing when I watch, say, UEFA European Championship, interestingly I would say no. Anyway, since millions of viewers gather in front of tv screens, Super Bowl is a highly important period of time for the brands to advertise and the brands do justice and come up with increasingly creative or speculative ads each year.

I want to talk about another aspect of these ads. A spectre has been walking around among us since the last year’s Super Bowl (now we’ve turned Marx over in his grave, excellent!). What’s that spectre? Real-time marketing. Or newsjacking. Last year when the power outage happened in the middle of Super Bowl, Oreo’s social media team 360i took a risk, and ta-daa, they set off the bomb. Here’s that tweet:

Real-time marketing or newsjacking has been much discussed since that day; at first, people said “Oooh genius!”, then many brands tried the same thing, most failed; this time some people came out saying “But that’s not how it is done, it’s unplanned, it’s not going to work…”. The discussion was still going on among tech and social media bloggers last week.

Until now, social media agencies generally produced tweets or shares that were monthly scheduled down to the minute, not allowing any surprise whatsoever. These were demanded as if it’s an assembly line by directors from brands who unfortunately was not quite open minded and did not quite understand the internet and the internet users. While the success of works that allowed creativity and let the artist-advertiser free is obvious, I can’t find a word to say to the brands who still can’t dare it. But it’s 2014 and incredible examples of creativity practically burst from every corner of the internet, therefore in my opinion, it’s plain senseless to support the techniques of 100 years ago. Users today seek sincerity, a spark of intelligence and spontaneity and they can easily spot the fake.

Now, this doesn’t mean that Oreo had sent that tweet on a pure sudden wish. On the contrary, a team of 15 professionals were waiting at the ready that evening to react momentarily to anything that might happen. In my very humble personal experience I can say that real-time marketing, especially on Twitter where everything happens instantaneously and news travel everywhere as fast as a perfume sprayed in a room, is not easy at all to perform but when the right frequency is caught, it’s just great. Existing on social media for brands or other profiles goes through analyzing their target communities well and interacting with them. It doesn’t take a scientist to say that from now on, who is the most open-minded, who is the least afraid of taking risks (of course I’m speaking of sensible and clever risks) will be the most prominent. There are even a number of brands that try out trolling and we cannot say that they are failing.

One of the most significant and influential examples of this method happened at Grammy Awards this year. Arby’s quipped at Pharrel Williams who wore a hat very similar to its logo on Twitter, and Williams retorted back :)

Lastly, I guess another winner of this year is Hillary Clinton with the tweet she sent during Super Bowl. Both thumbs up ;)

As the old frames of mind that cannot follow the dynamism of the new era slowly disappear from the market, we’ll be having much more fun around here, that’s for sure :)

 

Kisses,

  • Nur

    Amerikan’nın pompaladığı bir çok annual etkinlik gibi Super Bowl’u da takip ediyorum -.- Hatta ödül törenlerinin red carpet ceremony’lerini, super bowl’unsa half time show’u ve reklamları yayınlamak için düzenlenen organizasyonlar olduğunu düşünmüşümdür hep. :) Geçen seneki elektrik kesintisi vakasında da görüldüğü gibi adamlar krizden kârla çıkmakta bir dünya markası!
    Bizdeki markaların acınası sosyal medya kullanımını gördükçe ise içime fenalıklar geliyor. Real time marketing’e kadar daha çok yolumuz var bence. Diğer yandan dev markalardan ziyade küçük ama genç ve dinamik markaların sosyal medyadaki duruşları da hoşuma gitmiyor değil. Bu mecrada başarıyla var olmanın sırrının; kurumsal dilden ziyade; birey odaklı, samimi yaklaşımlar olduğunun farkına vardıkları için, onlardan daha çok umutluyum. Neyse, marketing sevdiğim bir konu değil, fazla uzatmayayım. ^.^
    Emeğine sağlık, yine çok güzel bir analiz! English version’unu da çok iyi düşünmüşsün. Thanks a lot! Yazıların İtalyanca, Fransızca ve İspanyolca versiyonlarını da görsek, fena olmaz hani :P (Bkz. Yüz bulunca astarını da istemek :) )

    • Born4Kaos

      :) Tabi ki reklam yayınlamak, reklam almak, “alın verin ekonomiye can verin” amaçlı organizasyonlar hepsi. Zevk alıyorsan sıkıntı yok :) Yerel markalar için sosyal medya daha bayağı uzak bir alan çünkü yazıda da bahsettiğim o eski moda kafa yapısından kurtulamadı elinde para olan kişiler. Yaratıcı gençlerin de parası yok zaten :D Eternal dilemma. Ve fakat internet birçok açıdan şartları eşitlediği için, küçük markaların internetteki varlıkları hem daha ön planda hem de daha yaratıcı.

      Teşekkür ederim!! Ben aşağıya bir Google Translate aparatı koyayım en iyisi, her dilde… ahah :D

  • Pingback: Hızlı Düşün, Esprili Ol, Kazan | born4kaos.com()