Sosyal Medyada Kaç Farklı Kişisiniz?

Her bir sosyal medya platformunda kişiliğinin farklı bir yönünü sergileyenlerden misiniz?

Sosyal medya ve sosyal ağlar hayatımıza enfes bir şekilde girdi. Hepimiz şu ya da bu şekilde bu dev ağın bir parçasıyız.  Kolaylık, hız, erişilebilirlik… Buna zaten ihtiyacımız mı vardı yoksa sosyal medya mı bizi değiştirdi, akademisyenler hala tartışıyor. Bir diğer tartışılan konu da sosyal medyada kendimize yarattığımız profiller. Şimdi, “gerçek hayatıyla ilgisi olmayan, kişinin poz yaptığı profil” konusu zaten uzunca zamandır herkesin konuştuğu -hatta dalga geçtiği- bir olgu. Benim bahsedeceğim ise, platforma ve ortama göre hayatımızın ve kişiliğimizin farklı yönlerini öne çıkarmamız.

Misal, kendimden örnek verecek olursam, Twitter’da daha çok güncel hayat ve politika üzerine konuşup, anlık tepkilerimi yazıyorum, ve genelgeçer geyik yapıyorum. Takip ettiğim kişiler ve beni takip edenler de genellikle aynı frekansta yazan kişiler. Twitter’ın yapısı gereği zaten anlık tepkileri ve fikirleri yazmak daha olağan. Her ne kadar Facebook da status update kısmına “Şu an ne düşünüyorsun?” yazarak bizi yönlendirmeye çalışsa da, Twitter’da yazdığımız çoğu tweet’i Facebook’ta yazmıyoruz çünkü garip duruyor. Ayrıca ortam da bizi etkiliyor, timeline’ın durumuna göre sertleşip yumuşuyoruz, çoğu zaman da goygoya vuruyoruz. Twitter’da topluluk (community) psikolojisi içinde hareket ediyoruz daha çok.

Burası kasıyor, WhatsApp'a geçelim mi tatlı kıs?

Bunlar kasıyor, WhatsApp’a geçelim mi tatlı kıs?

Facebook’ta ise daha ziyade timeline’da akan, arkadaşların paylaştıkları fotoğraf ve videoları paylaşıyoruz, kendi fotoğraflarımızı paylaşıp arkadaşları tagliyoruz. İlgilendiğimiz konularda eğlenceli görseller paylaşıyoruz, daha az sıklıkta olarak da arkadaşlarımızı belirli konularda duyarlılığa davet ediyoruz, kampanyalardan haberdar ediyoruz. Gruplardaki tartışmalar vs. daha ziyade yaş ortalaması yüksek bireylerin yaptığı bir aktivite. Instagram zaten içi dışı dümdüz bir ortam; fakat oradaki tavrımız genel olarak şekilli fotoğraflar çekmek üzerine. Sosyal olaylar ve siyasi konular, çok “popüler” olmamışlarsa, Instagram profilimize yansımıyor. Burada daha çok sürekli gezip gördüğümüz, belki biraz lüks bir profil çiziyoruz. İnsanlar yediklerini içtiklerini paylaşarak bir nevi check-in yapıyorlar.

Tumblr deyince aklıma gelen...

Tumblr deyince aklıma gelen…

Tumblr ise biraz daha hipstervari, daha sanatsal bir havaya sahip, bu da paylaşımlarımızı etkiliyor. Daha konuya odaklı görseller paylaşıyoruz, sanat eserleri, moda, bilim kurgu-fantastik, ya da günlük hayattan görseller, çoğunlukla gif ve internet meme’ler oluyor. Ayrıca Tumblr, epey süredir Facebook’tan kaçan ergen yaş grubunun Facebook’u olmuş durumda. Belli konularda topluluklaşma (community olma) durumu orada da mevcut. Foursquare’de ise sürekli gezen gurmeler tavrı takınıyoruz genellikle. “Bu mekanın şusu çok güzel mutlaka deneyin” ile başlayıp “Kabak yatağında kekik marineli fleminyonun üzerindeki is kokusu hiç olmamış. Bu mekanı beğenmedim.” tavrına yöneliyoruz, nasıl oluyorsa :D Bir de tabi check-in yaparak “belirli bir kişiye” mesaj verme durumu var, ben etrafımda pek gözlemlemiyorum, umarım azalarak bitmiştir. Ben artık sadece farklı mekanlara gittiğimde check-in yapmaya başladım, bir de bookmark şeysini aklıma gelirse kullanıyorum. Eskiden Taksim Meydanı’nda ayrı, İstiklal’de ayrı check-in yaptığım zamanlar olmuştu, neyse ki kurtuldum bu çılgınlıktan. Serhat‘ın söylediği bir nokta da “Herkes afili mekanlarda check-in yapıyor, saçma yerlerde kimse ben buradayım demiyor” durumu. Yani ben Beşiktaş-Sarıyer minibüsü diye bir check-in gördüğüm için buna pek bir şey diyemiyorum ama afili olmaya çalışmamız da gurme olmaya çalışmamızla ilgili heralde.

Pinterest neydi? Pinterest emekti...

Pinterest neydi? Pinterest emekti…

Google+ popülerlikte ve alışkanlıkta diğerlerine henüz yetişemese de, sosyal medyadan “anlayan” grupların, marka, ajans, ünlü ve sanatçıların bu platformda düzenli paylaşımlar yaptıklarını görüyoruz. Türkiye’de pek popüler değil henüz, ama oradaki tavrımız genellikle diğer sosyal ağlarda paylaştıklarımızı oraya da koymak şeklinde. Pinterest zaten bunlardan tamamen kopuk bir ortam; sürekli tasarım, dekor, moda, yemek, afili tatlı-pasta-makaron fotoğrafları ve freelance tasarımcıların dijital ve dijital olmayan ürünlerini pazarlamaları şeklinde tezahür ediyor. Orada takındığımız tavır, diğer ağlardan çok farklı, nitekim kendimizden eklediğimiz tek yorum beğendiğimiz fotoğrafları paylaşmak ve bazen altına “Çok güzel.” gibi şeyler yazmaktan ibaret. Steril bir ortam var. LinkedIn ise, malumunuz, ciddiyet kumkuması tavrımızla adeta kravat takıp, düğme ilikleyip girdiğimiz bir site. İçimizdeki mini mini CEO’ları saldığımız ortam. Twitter’da yarıla yarıla güldüğümüz caps’i LinkedIn’de paylaşmıyoruz mesela, çünkü o ortamda iş ciddiyeti var.

linkedin

Ehm, mümkünse renkleri sıkıcı olmayan 10001 çalışanlı bir holdingin başına geçmek istiyorum.

Bir de sosyal medyanın atası, hepimizin yetiştiği, büyüdüğü yer Ekşi Sözlük var tabi. 2000 yılındaki (ben o zaman okumaya başlamıştım) Ekşi’yle 2012’den beri varolan Ekşi arasındaki hüzünlü uçurum beni uzun zamandır entry yazmamaya itti. Bariz bir yozlaşma ve değersizleşme vardı, ülkenin her yerinde olduğu gibi. Ama Sözlük’te takındığımız tavır da bunların hepsinden ayrı mesela. Cool ve subtle mizah içeren entryler yazmaktı oradaki ortamın gerektirdiği. Ya da düz, kısa bilgi verme ciddiyeti. Kendi entrylerime bakıyorum, enteresan bir şekilde çok sevdiğim şeyler hakkında hiç yazmamışım. Kitaplar, oyunlar vs hiç girmemişim. Cesaret edememiş olabilirim :)

Özetin de özeti şeklinde toplamaya çalıştım, tabi ki daha bir sürü farklı platform ve belki de binlerce davranış şekli var. Ama sanki her platformda ayrı birer kişi gibi davranıyoruz değil mi? Bir kişilik bölünmesi yaşıyormuşuz gibi düşünmüyorum ama bunu, yazının başında da söylediğim gibi, kişiliğimizin ve günlük hayatımızın farklı yönlerini farklı mecralarda kullanıyoruz. İki ay önce Twitter toplulukları konulu paper’ımı yazarken Yusuf Hoca’yla tartışmıştık bu konuyu, o da “Olması gereken bu, biz tek yönlü varlıklar değiliz ki.” demişti. Siz ne düşünüyorsunuz? Sosyal medya bize aradığımız çok yönlü teşhir ortamını mı sundu yoksa bizi kişilik bölünmesine mi götürüyor? Fikrinizi merak ediyorum :)

Öperim,

Merve

  • serhatoz

    Evet yazının etkisinden günlerdir kurtulamadığım doğrudur :)

    • Born4Kaos

      Fikirlerini topla da bir teattide bulunalım :)

  • Haluk Sevener

    çeşit çeşit sosyal medya platformu var. analog düzleme geçtiğimizde de çeşit çeşit ortam var (aile ortamı, yakın arkadaş ortamı, iş yeri, klüp, vs.). dijital dünyada kişiliğimizin farklı yönlerini açığa çıkarmamız şaşırtıcı olmamalı, çünkü analog dünyada da aynı davranışı sergiliyoruz. yani bu iki mecradaki davranış modellerimizi aynı temele dayandırabiliriz. peki nedir bu temel ve kişilik bölünmesiyle bir ilgisi var mı? bence ustaca yapılanı, konsepte uygun hareket etmek çerçevesine alınabilir. tıpkı sizin de yukarıda anlattığınız gibi. hatta tıpkı seni tanımıyor olduğum için siz’li hitap şeklini kullanmam gerektiğini düşünmem gibi. ancak daha derine indiğimizde, korkuların ana etken olduğunu görebiliriz. kişiden kişiye göre değişebilir tabi bu yargının geçerliliği. daha basit bir bakış açısından bakarsak, tüm bu devinimlerin, ortama uyum sağlamaktan ibaret söyleyip konuyu kapatabiliriz. ancak ben yine de korkuların davranışlarımızı büyük ölçüde etkilediğini savunuyorum. sevgi de korkuyu barındırır içinde, pragmatizm de. paylaşımlarımız ne amaçla olursa olsun, korku duygusunun varyasyonlarıyla süslüdürler. eğer bir kişilik bölünmesi söz konusuysa, bu, kimliğimizi mecralara bölüştürmemizden çok daha öncül bir noktada ortaya çıkmıştır. sonuçlar, sadece bölünmenin semptomlarıdır; ancak durumu daha da ileriye götüren bir zemini paylaşmaktadırlar. zira, dijital dünya, sağladığı kolaylıklar ve sonsuz imkanlar sayesinde bölünmede katalizör etkisi görebiliyor.

    • Born4Kaos

      Merhaba Haluk Bey,

      Yorumunuz için teşekkürler. Size katılıyorum, “konsepte uygun hareket etmek” güzel bir tanım ve günlük, internetsiz hayatımızda da bu tavrı benimsiyoruz zaten. Fakat korkularla bu konuyu hangi noktada birleştirdiğinizi tam anlayamadım. Sosyal ortamlarda dışlanma korkusuyla genel düzene uyuyoruz anlamında mı? Mümkün tabi. Son cümlenize de katılıyorum; internetin ve sosyal medyanın ya da genel olarak dijital dünyanın limitsizliği ve iletişimde sağladığı kolaylıklar, tavırlarımızı daha hızlı ve yoğun hale getiriyor. Fakat bu kadar yoğun tepkiler veyahut acele tavırların malesef bazı durumlarda sağlıklı olmadığını görüyorum.