Roma İzlenimlerim – İlk İki Hafta

Eveeet. Roma’da geçen 15 günde farklı bölgeleri gezme fırsatı buldum. Tabi öncelikli sıkıntım ev bulmak olduğu için rahatça gezemedim henüz ama olsun, gözlemin iyisi her şart ve koşulda yapılandır! Artık güzelce yerleştiğime göre, beni bekleyin anacııım!

 

– Öncelikle toplu taşıma! Roma’nın nüfusu 4 milyon civarında sanırım ama buna bile toplu taşımayı yetiremiyorlar. Daha doğrusu sabah ve akşam yoğun saatlerde araçlar öyle böyle değil, cidden çok dolu oluyor. Yani çözümü belli bunun arkadaş; arttır seferleri, işin ne! Bazı bölgelere metro var, bazı bölgelere sadece tramvay var. Tramvayların bir kısmı dökülüyor, ciddi anlamda. Özellikle merkeze biraz uzak olan yerlere dolmuş lazım :D Dolmuş işine girsem burada, bayağı para kaldırırım bence.

– Arkadaşlar kahve İtalyanlar’ın mazotu. Kendilerince bir kültürleri var ve genç yaşlı herkes uyuyor buna. Fakat Roma i-na-nıl-maz turist alan bir yer olduğu için, mecburen turistlerin isteklerine göre biraz eğilmeye başlamışlar. Ama yani, alışmadık don durmuyor :D Misal, Amerikalılar’ın “olmayan” kahve kültürünün tek önemli noktası take-away kahveye adapte olmaya çalışmışlar ama istemeye istemeye: Bizim su içtiğimiz plastik bardaklara kahve koyuyorlar. Lan zararlı onlar sıcakta!

20140925_172032

– İtalyanlar için kahve, barın önünde iki yudumda içilen bir espresso. Take-away yok, onun yerine ayaküstü içip gidiyorlar. Bar dedikleri de kafe, pastane, kantin vs. her yerde olabiliyor, illa gece kulübü gelmesin aklınıza.

– Tabi barda içip gitmelerinin bir sebebi de burada oturma parası almaları olabilir. Nitekim ya hesaba sonradan dahil ediliyor ya da alacağınız yiyecek ya da içeceğin “masa fiyatı” var. Bakınız, çok sevdiğim bir kafenin fiyat listesi aşağıda, “al banco” barda, “al tavolo” masada demek:

20141002_172529ed

– Diğer bir keşfedilmeyi bekleyen girişimcilik alanı ise: Damacana su. Ya suyu marketten 1.5 litrelik 6’lı şişelerle alıyorlar. Ayol o su kime yeter?

– Henüz çözemediğim bir fenomen: her caddeden 10-15 dakikada bir, sürekli ambulans geçiyor, sirenler çalıyor falan… Bu şehirde bu kadar acil vaka olduğuna inanmıyorum, mutlaka devriye geziyor olmalılar. Interessante cidden.

– Size yemin ediyorum, insandan çok araba var! Caddelere sağlı sollu (bazen ortalı) 2’şer sıra parkediyorlar, herrr yer araba dolu. Ama hep minik arabalar, toplasan 3 tane falan SUV görmüşümdür.

– Metropol neymiş, burada görün. 72 milletten insanı gördüm çok şükür.

– Metro, otobüs ve tramvay sürücülerinin rahatlığı :D Gündüz zaten o dar kesim gömleklerin önü göbeğe kadar açık, kulakta kulaklık falanken akşam saatlerinde gömlek de çıkıyor, aktör gibi, manken gibi abiler kullanıyor araçları. Hatta geçen akşam ben “Lan acaba gençler boşta duran trenlerden birini mi kaçırdı?!” bile dedim :D ahah diğer şartlar da müsaitti böyle zannetmem için ama, mal mısın demeyin hemen! Ama genel olarak makinist ve şoförler çok havalı.

– Ben hayatım boyunca bu kadar çok sinek ve böcek tarafından ısırılmamıştım. Ne aç haşeratmışsınız be!

– Burada genç yaşlı bir sürü kadında gördüğüme göre moda olan bir şey: Yüzük parmaklarının tırnaklarına, diğer parmaklarından farklı renkte oje sürüyorlar. Nail art’la uğraşmaya vakti olmayan ama değişiklik arayan kadınların çözümü hep aynı demek ki, ben de yaparım bazen :D

– Turizme bu kadar bağımlı olmasına rağmen bu kadar bakımsız bir şehir nasıl oluyor, anlamak güç. Şehrin birçok yerinde boşvermişlik hakim. Kopenhag Kriterleri’ni İtalyanlar’a hiç sormamışlar zannımca.

– Çalışma saatleri apayrı bir dünya. Bir yandan insanlar köle gibi çalışmadığı için seviniyorum, bir yandan da saat 4’e kadar marketin açılmasını beklemeyi, devlet dairelerine/resmi işlere (haftaiçi 3, cuma 1 gibi kapandıkları için) yetişebilmek için panik olmayı, hiçbir yerin çalışma saatinin bir başka yerin çalışma saatiyle tutmamasını falan garip buluyorum. İtalyanlar çok rahat abi yea.

– Ah o sinyoralar… Sabah 1o civarı marketler manavlar tamamen 1.50 boylarında teyzelerle dolu :D Bir de yaşlı amcalar var ama azınlıkta kalıyorlar. Tabi öğleden sonra hiçbir yer açık olmadığı için, sabahtan alışverişi hallediyorlar, bir de yüksek sesle hal hatır soruyorlar, sohbet ediyorlar raf aralarında falan. Çok tatlılar :D

20140929_150331

 

 

 

 

 

 

 

 

-Markette meyve-sebzelere öyle ellemek dokunmak yok. Kenarda eldiven ve poşet var, giyiyoruz eldiveni, alacağımızı alıyoruz ve poşetimizi götürüp tartıyoruz. Sebzenin veya meyvenin numarasını tuşlayıp basılan fiyat etiketini alıyoruz ve ürünümüz hazır oluyor. Kendin paketle, kendin ye metodu.

 

Şimdilik İtalya ile ilgili genel fikrim; “Burada bir yıldan fazla yaşanmaz.”

 

Haydi ciao, öperim,

Merve

  • eda bilol

    Çok keyifli bi yazı olmuş!
    O Litrelik sulara 6 ay sonra dua edicen :) Floransa’dayken kollarım incecik, fıstık gibi kaslıydı su taşımaktan :))))

    • Born4Kaos

      Çook teşekkürler Eda’cım <3
      Bak hiç bu açıdan düşünmemiştim! Ben yarın gidip bi 6'lı su daha alayım. Ertesi gün de komşulara alayım hahah :D Sen ne kadar kalmıştın Floransa'da?

      • eda bilol

        Kesinlikle yap derim :))) 1 sene kaldım canım

  • Pingback: İtalyan Tarzı Sıcak Çikolata | born4kaos.com()