Merhamet Bizimle Kal!

Merhamet son düzlüğe girdi ama izleyicileri de #MerhametBitmesin diyor, en azından 50’yi görelim diyor, niye alıyorsunuz Narin’i, Fırat’ı, Deniz’i, Sermet’i, Ali’yi bizden diyor. Üzülüyoruz Kanal D!

Geçen hafta yani 41. bölümde ben de hafiften bir bitse de gitsek havası almaya başlamıştım diziden. Böyle bir aceleci, bir kopuk kopuktu sahneler sanki. 42. bölümde ise, yeni karakterler ve onların hikayeleriyle birlikte sanki dizinin aslında bitmeye niyeti yokmuş da aceleyle bitiyormuş gibi bir intiba bıraktı bizde. Pek de araştırmadım ama neden böyle acele bir bitiş kararı alındı acaba, insan merak ediyor. Hikayenin en azından sezon sonuna kadar gidebileceği açık, nihayetinde. Abuk subuk, diyaloglarını çözmek için decoder gereken onca dizi televizyonun sefasını sürmeye devam ederken, Merhamet’in bitişi hangi taraftan gelen bir karar, kim bilir?

Höff :(

Höff :(

 

Neyse gelelim bölüme. Hem üzdü hem güldürdü bu bölüm. Deniz’in, Irmak’ın çılgınlıklarını öğrendikçe “Ölmem mi beni daşlara vurun…” tadındaki ağlayışları;

Oy ben bu başımı nerelere vursam?!

Oy ben bu başımı nerelere vursam?!

 

ve Narin’in, Vesikalı Yarim 2014 versiyon mu olduğunu anlamadığımız ama herkesin bir şekilde tanıdığı Şadiye sayesinde sinir krizleri geçirmesi

Seni yolarım!

Seni paralarım!

falan derken, bölümün asıl olayı Irmak’ın -nihayet!- tedavi olmak için hastaneye yatmasıydı heralde. Arkadaş ne çektirdin be millete. “Ah be Irmak, sen Milano caddeleri benim, Miami beachleri senin dolaşmak, armatör çocuklarıyla Monaco’da fink atmak varken, haremde kapalı kalmış padişah gözdesi gibi entrika çevirmeye niye girersin?” dedik dedik, meğer sosyopatmışsın ya sen! Cık cık cık…

Her ne kadar dizinin gidişatı içinde bazı karakterler biraz abartılmış olsa da, Merhamet‘in asıl sevdiğim yönü, iyi tarafını da kötü tarafını da gösteren gerçek karakterleri olmasıydı. Hastaneye yatarken kapıda Sermet’e sarılan Irmak sahnesi tam da böyle bir şeydi işte. Biz Irmak’ın Sermet’e laf sokmaya çalışacağını, intikam yeminleri edeceğini falan düşünürken, o ağlayarak Sermet’e sarıldı. O kadar insandı ki o an…

ırmakdenizsermet

Şadiye meselesi de netameli. Kızcağız yavrum, bir gün yüzü görmedi desek yerinde olur; bir de her karşılaştığı suratına vuruyor. Bitmedi çilesi. Bu bölümün hayvan kontenjanını dolduran, ancak 5 kavanoz bal 100 lira reklamı yazabilecek kadar beyin kıvrımına sahip reklamcı herifin kafasını yarmakla az bile etti Şadiye, bir de merdivenden yuvarlasaydı keşke, ibret-i alem için. O değil de bu reklam mevzusu çok mu gerekliydi anlamadım ben. Şadiye’nin ıslah olmaz biri olduğunu vurgulamak mıydı amaç? Peki bu hatunun bir de çocuğu vardı, Melek hemşire getirmişti?

teşhis

Sosyopatinin tanımının uzun uzun verilmiş olmasına sevindim dizide. Dizilerin her zaman toplum açısından sorumlu davranması gerektiğini düşünürüm ve söylerim. Evet bu dizide de bir sürü silah, yaralama, dayak, cinayet vs vardı malesef. Ama en azından hastalığa da hastalık diyorlar. Gerçi takıntılı mafya Sermet’in ideal erkek modunda olmasını halen kabullenmiş değilim ama o bile “Lan ben hastayım!” diyordu, zavallı psikiyatristi evinden tutup getirtiyordu her kriz anında.

sermet

Ve tabi ki, böyle bir İYİLEŞTİRME PLANI da ancak Sermet’ten çıkardı. O aşık olunca düzelmişmiş, o zaman Irmak da aşık olsunmuşmuş. Yav he! Ali’ye katılmamak elde değil, bir de iyileştim ben diyor, kimi yiyorsun sen :D Sermetcim, bir ekonomik iyileştirme planı yapsana ülke için; gerekirse Çin’i satın alır, dünyanın bütün üretimini Türkiye’de yaptırırsın, o ışık var sende. Hayır, hadi Sermet zaten deli, Ali de ona uydu, peki ya planı anlattığı o senarist? O nasıl demez, “E peki bu Irmak, aşık olduğu adamın parayla tutulmuş, replik okuyan bir oyuncu olduğunu öğrenince sosyopatlıktan psikopatlığa geçmez mi panpa?” diye? Hey gidi be.

annekızlar

– Aman anneee, sen de her şeyi unutuyorsun.

– Annem öldü ya, ondan.

Vay arkadaş, bu nasıl diyalogdur?! Ağlattınız be!

 

fıratyumruk1-vert

İki resim arasındaki farkı bulunuz. Olm kartonpiyer o ya kartonpiyer, yıktın geçirdin hastaneyi ahahahah Fıratcım sana öfke kontrolü yazıyorum, düzenli gidersen bir şeyin kalmaz.

Deniz’le Sermet’in arasındaki çekim izleyicinin hoşuna gitti diye, Sermet’i kızı atının terkisine, ay pardon, bir çuval tam buğday unu gibi sırtına atacak hale niye getirdiniz ya? Zaten uyuz oluyorum maçoluklarına, bari Deniz’e şöyle davranmasın artık.

Son olarak da Narin’in sözüyle bitireyim. Babasını kurtarmak için yalan savunma yaptıktan sonra, karakolun kapısında “Bana yaptığın en büyük kötülük buydu işte. Ne dövmen, ne sövmen. Senin gibi bir katili savunmak zorunda bıraktın beni!!” demesi. İşte bu. Bizim Narin bu. Zamanlama da manidar :)

Bir sonraki finalden önce son çıkış yazısında görüşelim.

Öperim,

Merve

  • Cansu

    Sanırım benim maşallah dediğim dizi 40 gün yaşamıyor. Daha geçenlerde bir başka “Merhamet” yazının altına “İnşallah tadı damağımızda kalır da biz de ileride güzel hatıralarla açar açar izleriz.” diye yazmıştım ama tadının bu kadar da çabuk damağımızda kalacağını beklemiyordum. Biraz ani oldu sanki… Neyse son düzlükte toparlayabildikleri kadar toparlamaya çalışıyorlar, inşallah mutlu mesut bir final de yaparlar. Umarım en sonda verilecek mutlu aile tablosuna, Narin’in arada gözüken hortlak anası ve bölümler boyunca önce pisliklerini sonra da “tron tron” öksürmelerini çektiğimiz abisini de katarlar.

    “Deniz’le Sermet’in arasındaki çekim izleyicinin hoşuna gitti diye, Sermet’i kızı atının terkisine, ay pardon, bir çuval tam buğday unu gibi sırtına atacak hale niye getirdiniz ya? Zaten uyuz oluyorum maçoluklarına, bari Deniz’e şöyle davranmasın artık.”

    Şu kısma da katım katım katılmadan edemedim. Evet Deniz ve Sermet arasında çok tutkulu, çok dolu dolu bir aşk var ama ne yalan söyleyeyim ben hala Sermet’ten korkuyorum. Çünkü bu işin sonu normal şartlar altında Narin’in bu bölüm çizdiği tablo gibi olur. Bu tutku, bu çekim, bu aşk biraz durulduğunda, Sermet’i Deniz’in sevgilisi yapan şeyler sıradanlaştığında Sermet’in bu hal ve tavırları Deniz’e daha çok batar. Deniz gibi kimseye eyvallahı olmayan bir kadın da bu hallere daha fazla dayanamaz ve ipler bir noktada kopar. Ben de Narin’in yerinde olsam aynı akılları verirdim. Ama neyse ki bu bir dizi ve senarist isterse Sermet’in son bölümde bile kendini bir parça kontrol altına aldığını gösterebilir.;))

    Bu arada capslerine de ayrıca hasta olduğumu belirtmem lazım. “Nereye? Size de bir teşhis koysaydık” şahane olmuş. Ayrıca Fırat’ın hastane dekorunu deldiğini de sayende fark ettim.:)

    Finalden önce son çıkış yazısı ne zaman gelecek?;)

    • Born4Kaos

      Senin maşallah dediğin dizi 44 bölüm gidiyor anlaşılan. Bundan sonra aynı diziye girmeyelim bari :D Son bölümde İstanbul’u bir salgın, zombi istilası falan sarıp da herkes ölmezse mutlu son olacak artık :) Tron tron (o nasıl bir tanımlamaysa…) öksüren Mehmet hakkaten ölmüş galiba, ben onu hala bir yerden çıkacak diye bekliyorum niyeyse.

      Ben de olsam Narin’in konuşmasının yüzde 100 aynısını yapardım. Mantık denen bir şey var. Ama dizi aşkı ≠ gerçek hayat bittabi :)

      Yaa ben Sermet’e de en azından bir obsesif-kompülsif kişilik bozukluğu ya da minör depresyon falan bir teşhis koyulmasını çok istedim. Haksızlık yapılıyor!!! :D Fırat da nasıl delmiş duvarı, bizim de lisede duvara tekme atmak suretiyle müdür yardımcısının odasına doğru bir delik açmamız geliyor aklıma hahah

      En kısa zamanda inşallah!

      Teşekkür ederim uzuuuun yorumun için :*

      • Cansu

        Aynı diziye girmemek ne be? Kurbanda danaya girer gibi.:)) Ayrıca öyle bir şansımız yok bence, Bizde bu ortak zevkler ve renkler olduktan sonra…

        Yeni böylüm fragmanını izlemediğiniz anlaşılıyor efenim. Zira İstanbul’u zombi istilası sarmış, yetmemiş gündüz vakti kurt adamlar inmiş!! Neyse ben susayım da zıpoylır vermeyeyim. Nerde benim mendilim?:((

        “Tron tron” röntgenci Beşir için Şayeste Hanım’ın kullandığı bir ikileme idi. Tabi siz Aşk-ı Memnu izlemediğiniz için, o tabirleri, o ihtirasın köpürmesini anlayamazsınız…:( Mehmet’in harbi öldüğüne ikna olmuştum da ben, bazı sevilen karakterlerin buharlaşıp gitmesine ikna olamadım bir türlü. Misal o deli dolu pek sevimli şimdinin Atıf’ı, bizim eski Ali’miz, nereye gitti? İbiza gecelerine mi akmaktadır? Ya onca iyi niyetli ama hayatın kendisine merhametsiz davrandığı Erdoğan Abi’ye ne oldu? Yakacak kışlık odunu, kömürü var mıdır? Hasta olsa Narin’in hayalet anası bir tas çorba kaynatır mı acaba?

        “Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
        O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız”

        • Born4Kaos

          Tam olarak kurbanda danaya girmeyi kastetmiştim ben de ^_^

          Fragmanı izlemeyeyim diyordum ama sayende izledim. Buna zombi istilası denemez, su testisi su yolunda kırılır denir en fazla. Lakin çok dramatik olmuş! Tam da, Sermet’in deyimiyle “Sevilmenin ne olduğunu bilmeden bu dünyadan gidecektim” modunu yeni geçmişken… Neyse formül şu, Sarabande çalmaya başlamazsa ölmedi demektir :p

          Hakkaten Atıf nerede?! Erdoğan Abi’ye niye Hatçe çorba yapsın arkadaşım, adam iyi sıhhatte olsunlara mı karıştı? Allah allah, alt tarafı yaşlandı :D

          O şarkıdaki müjgan, kadın ismi olan Müjgan değil yalnız. Müjgan sizin için özel bir kişi mi Cansu hanım? :D